47
Osman Gazi vasiyeti üzerine gümüşlü kümbetin(bugünkü tophane) oraya gömülmüştür. Hemen yanı başında oğlu Orhan Gazi türbesi ve aynı yerde İstiklal Savaşı şehitlerimiz yatmaktadırlar. Bursa’nın fethinde birçok evliyanın iştirak ederek savaştığı bilinmektedir. En fazla bilineni ise geyik üzerinde birçok kahramanlıklar gösteren ve elinde altmış okkalık bir kılıç olduğu halde en ön saflarda çarpışan, kalenin fethinde pek çok kerâmetleri görülen, ulu bir alperen Geyikli Baba namıyla meşhur bir piri fanidir.
Bursa’nın manevi mimarlarından olan Geyikli Baba ,fetihten sonra Keşiş (Ulu) Dağına yerleşti. Buradaki dergâhında kendi hâlinde yaşar, gelenlere dînini öğretir, şehre inmezdi. Diğer taraftan Orhan Gâzi ise Bursa'nın fethinde yardıma gelen evliyânın gönlünü almak, onların bereketli duâlarına kavuşmak için bir imâret yaptırdı. Onları Bursa'ya dâvet etti. Bu arada Bursa'nın fethinden sonra bir daha görmediği Geyikli Babanın da gelmesini istedi ve; "Eğer gelmezse, ben varıp elini öpeyim." dedi. Geyikli Babayı arayıp buldular. Sultânın sözünü arz ettiler ve Bursa'ya dâvet ettiler. Geyikli Baba bu dâvete rızâ göstermedi. "Sakın Orhan da gelmesin. Dervişler gönül ehli olurlar, gözetirler. Öyle bir vakitte varırlar ki, vardıkları zamanda ettikleri duânın kabûl olmasını arzu ederler." buyurdu. "Bâri Orhan Gâziye duâ et." dediklerinde; "Biz onu hâtırımızdan çıkarmıyoruz. Her zaman devletine duâ ile meşgûlüz. Onun İslâmiyet’e hizmeti sebebiyle, sevgi ve muhabbeti kalbimizde taht kurmuştur.”diye haber gönderdi.
Bursa şehir merkezine geldiğimizde, adı gibi ulu ve haşmetli Ulu Cami ile karşılaşıyoruz. Ulu Camii adeta Osmanlının mührü gibi dimdik ayakta duruyor. Camiinin 1399 yılında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırıldığını öğreniyoruz. Caminin tarihi şöyle; Yıldırım Bayezid Han Niğbolu Savaşını kazanırsa, Bursa’da yirmi tane cami yaptırmayı vaat eder ve bu şekilde adakta bulunur. Niğbolu Savaşı kazanılıp da zafer Türk’e nasip olunca Yıldırım vaadini Emir Sultan Hazretlerine anlatır. Emir Sultan da yirmi cami yerine, yirmi kubbeli bir cami yapılmasının daha uygun olduğunu belirtir. Ve Ulu Caminin yapımına karar verilir. Caminin yeri ise Emir Sultan Hazretlerinin rüyasında görmesi ile tespit edilir. Hemen orası padişah tarafından satın alınmak istenir. Fakat yerin sahibi olan yaşlıca bir kadın “başkaca yerim yoktur” diyerek toprağını satmakta direnir. Bir rivayete göre kadın rüyasında Peygamber Efendiniz(s.a.v)’i görür ve sabah gelip evinin de üzerinde bulunduğu toprağını kendi rızasıyla verir. Bir başka rivayette ise kadın evini vermek istemez, kadın ölünce yer mirasçılarından alınır. Ve bugün Ulu Caminin tam ortasında bulunan o muhteşem şadırvan oraya inşa edilir.
Ulu Cami tamamlandıktan sonra mübarek bir cuma günü açılışının yapılmasına karar verilir. Yıldırım Bayezid Han ilk cuma namazını kıldırmasını ve ilk hutbeyi okumasını Emir Sultan Hazretlerinden ister. Emir Sultan Hazretleri de Bursa’da Somuncu Baba gibi büyük bir zat dururken bu işin kendisine düşmeyeceğini belirtir. Bu durumdan sonra Somuncu Baba’nın bir veli olduğu ortaya çıkar ve sırrı ifşa olur. Somuncu Baba imamet teklifini kabul eder ve mihraba çıkar. Hutbede Fatiha suresinin yedi ayrı tefsirini yapar. Namazdan sonra camiden çıkan cemaat üç kapısı bulunan Ulu Caminin farklı kapılarından çıktıkları halde hepsi de Somuncu Babanın kendilerinin çıktıkları kapıdan çıktığını gördüklerini söylerler. Bu da Somuncu Baba’nın bir kerametidir. Fakat bu olaydan sonra Somuncu Baba Bursa’da kalmaz ve Bursa’dan ayrılır. Halk Somuncu Baba’nın peşinden Bursa’nın çıkışına kadar yürür. Somuncu Baba’nın Bursa’yı ve Bursa halkını bırakmaması için onu ikna etmeye çalışırlar. Somuncu Baba teklifleri kabul etmez; fakat Bursa’nın çıkışında bir çınar altında durup Bursa ve Bursalılar için dua eder ve bugün bu semt “Dua Çınarı” adıyla anılır. Ve o günden sonra Somuncu Baba bir daha Bursa’da görülmez. Bir rivayete göre Aksaray’da, bir rivayete göre Kırşehir’de vefat ettiği söylenir. Mekanı cennet olsun.
Ulu Caminin yapılışı ve ilk günlerinden sonra kısaca Ulu Camiyi tanıyalım: Ulu Caminin içinde hat sanatının en güzel örneklerine rastlamak mümkündür. Ulu Cami içerisinde insan sanki kendini bir hat sanatı sergisi varmış da onu geziyormuş gibi hisseder. Bir çok ünlü hattatın eseri burada mevcuttur. Ayrıca bazı padişahlarında çalışmaları bulunmaktadır.
Ulu Caminin mihrabı ise eşsiz bir güzelliği sahip olup, oymacılık sanatının en ince özellikleriyle tek bir çivi dahi çakılmadan yapılmıştır. Üzerinde gezegenlerin maketleri bulunmaktadır. 1300’lü yılların sonunda yapılan bu mihrap; Osmanlı’nın astronomide nerelere geldiğini göstermektedir.
Ulu Camide Yavuz Sultan Selim zamanında Mekke’den getirilen bir de Kabe örtüsü asılıdır. Ulu Caminin güzellikleri saymakla bitecek gibi değildir.Ulu Cami, her Müslüman’ın hatta her insanın görmesi gereken eşsiz bir sanat eseridir.
Ankara denince akla Hacı Bayram Veli, İstanbul denince Eyüp Sultan, Konya denince Mevlana Hazretlerinin gelmesi, bu şehirlerin de bu büyük zatlarla bütünleşmesi ve anılması gibi Bursa da Emir Sultan Hazretleri ile anılır olmuştur. Emir Sultan Hazretleri Bursa’ya Buhara’dan gelmiştir.Bu nedenle Yıldırım’a damat olan kadar Emir Buhari diye anılmıştır. Kendisinin Hazreti Peygamber Efendimiz(s.av) soyundan geldiği bilinmektedir. Bu nedenle kendisine Emir denilmiş, Yıldırım Bayezid Han’a damat olması hasebiyle de “Sultan” namıyla anılmıştır. Fakat gerçek adı Mehmet Şemsüddin’dir. Bursa’ya gelişinin ilahi bir emir olduğu söylenir. Buhara’dan çıkıp ahir ömrünü geçirmek üzere Medine’ye gelir, burada Seyyid yani Peygamber soyundan gelenlerin kalmaları için yapılmış yere gelir ve burada kalmak ister. Orada kalan ve Seyyid oldukları iddia eden kişiler O’nu aralarına almak istemezler. Kendisinin bir Seyyid olmadığını iddia ederler. Emir Buhari de onlara şöyle bir teklif sunar; “Buyurun Efendimizin kabir başına gidelim, O’na selam verelim. Kimin selamını alırsa o gerçek Seyyid’dir.”der. Onlar da bu teklifi kabul eder ve Efendimizin kabri başına giderler. Diğerlerinin selamını almayan Peygamber Efendimiz, Emir Buhari’nin “Essalamu aleyke ya ceddi” şeklindeki selamı üzerine “Ve aleyküm selam ya veledi” diye karşılık verir. Bu kerametten sonra Emir Buhari halktan büyük teveccüh görür. Bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz onu tebliğ ile vazifelendir ve Bursa’ya ilahi bir emirle gönderilir. Bu olay gece yarısı olduğundan aynı odada emir Buhari ile kalan kişiler onun gidişini görmezler. Tüm Medine’de onu ararlar, aradan aylar geçtiği halde izine rastlayamazlar. Bir yolcu sizin aradığınız zatı Kudüs yakınlarında görmüştüm deyince yollara düşerler. Araya araya nihayet Bursa’ya kadar gelip izini bulurlar. Emir Buhari onlara “haydi ben peygamber emri ile geldim. Siz bari Medine’de kalaydınız. Oradan nende ayrıldınız. A kuzularım, a kuzularım..” der. Bundan sonra bu üç kardeşin adı üç kuzular kalır. Ölünceye kadar Emir Buhari’nin yanından ayrılmazlar.
Bursa’da Emir Sultan, “Kerametler Sultanı” olarak da anılır. Bir çok kerameti vardır. Asasını vurduğu yerden çıkan su bugün hala akmaktadır. Emir Sultan hakkında şöyle bir menkıbe de anlatılır; Yavuz Sultan Selim Han Bursa’yı ziyaretlerinde diğer Osmanlı padişahları gibi ilk olarak Emir Sultan Hazretlerinin kabrini ziyaret ederdi. Kabir ziyareti sırasında Emir Sultan’ın sandukasında “Ya Selim! İnşallah Mısır’a emniyet içerisinde giresiniz” sesi duyulur. Böylece Mısır’ın fethi ilk olarak Bursa’da müjdelenmiş olur.
Bursa’ya maneviyat katan bir diğer büyük veli de Üftade Hazretleridir. Asıl adı Mehmet Muhyiddin olan Üftade Hazretleri, ariflerin kutbu olarak bilinen bir tasavvuf alimi olarak tanınır. Üftade adını almasının hikayesi şöyledir; sesi çok güzel olan Mehmet Muhyiddin camilerde müezzinlik ve vaizlik ederdi. Kendisine ısrarla bağlanan iki akçelik maaşı kabul ettiği için hocası Hızır Dede ona “sen bu parayı almakla mertebeden Üftade oldun, yani düştün” der. Bu nedenle O da kendisine o günden sonra “Üftade” demeye başlar. Şiirlerinde bu mahlası kullanır. Üftade Hazretleri, bir İslam büyüğü olan Aziz Mahmut Hüdai’nin de hocası olarak bilinmektedir.
Bursa’ya kuşbakışı bakılınca bütün güzelliğiyle ortaya çıkan bir sanat eseri; Yeşil Türbe ve hemen yanı başında aynı güzellikte Yeşil Camii bulunmaktadır. Bursa’nın incisi olan Yeşil Cami hakkında Hüseyin Algül bir kitabında “ ecdadımız yüksek mimari dehasıyla Yeşil’i o tepeye bir inci ve tabiatın boynuna bir zümrüt gibi öyle bir takmış ki bir an için o mabedin burada olmadığını farz etsek, önümüzde dehşetli bir tepeden başka bir şey kalmazdı.” Diyerek Yeşil Caminin ne denli büyük bir sanat eserii olduğunu ve ihtişamlı güzelliğini tarif etmektedir.



