2
Hali hazırdaki kadın-erkek sorunlarına bir yenisi daha eklendi. Aslında çok da yeni bir mesele değil bu, kabaca son beş yıl diyebiliriz. Bahsedeceğim mevzuda istisnalar var tabii ama ben, beni çok rahatsız eden genel bir düşünceden bahsedeceğim. Hem de televizyonlardaki hayatlardan değil gerçek hayattan...
Bu meselenin iki tarafı var. Konunun birinci ayağı kadınlar…
Eskiler ne yapardı? (Tabii kime göre eski, eski derken ne demek istiyorum gibi sorular oluşabilir kafanızda ama üzerinde çok durmayın bu lafın) Doğar, büyür, evlenir, evinin kadını, çocuklarının annesi olur. Hayattaki tek gayesi akşam eve gelen kocayı mutlu etmektir. Evi temizlemek, yemek yapmak, kocayı karşılamak vs vs vs… Bunları kötü bir şeymiş gibi söylemiyorum. Aksine erkeklerin ‘kadın gibi kadın olsun’ dedikleri bu zaten özetle. Kadının yeri evidir, kocasının yanıdır. Buraya kadar tamam, bir sorun yok.
Ama şu zamanda bir geçiş dönemindeyiz. Ve bunun sancılarını çekiyoruz.
Şimdiki kadınlar nasıl büyüdü? Anne ve babadan sürekli ‘kendi ayaklarını üzerinde durmalısın’ lafını duyarak. Çok da doğru bir laf. Biz ne yaptık şimdiye kadar? Doğduk, büyüdük, okuduk, üniversite bitirdik (mutlak şart), master yaptık (mutlağa yakın seçmeli şart), işe girdik, kariyer yaptık, kendimiz gezdik, para kazandık vs vs vs… Neden? Evde diplomalı köfteler yapmak için… Neden? Çünkü erkek hala anne-kadın modeli istediği için…
Eskilerin sadece erkeğe yüklediği görevleri üstlendik ve bununla da gurur duyduk. Bunda da bir sorun yok. Ama kadınlar mutsuz. Neden? Yalnızlıktan…
ESKİYLE YENİ BİRBİRİNİ TUTMUYOR
Sorun şurada başlıyor… Kadınlar bir süreçten geçti. Eskisiyle yenisi aynı değil. Ama yeni kadın, eski erkek tarafından yalnızlığa terk edildi. Belki de akılları sıra cezalandırdılar bizi. Kim bilir? Çünkü erkeğin yenisi yok. Erkek hala eski erkek. Sorun da buradan çıkıyor zaten. Kim ne derse desin, ne kadar modern takılırsa takılsın, istisnalar hariç genel bir gerçek var: Adam istemiyor karısının eve kendinden sonra gelmesini, gece iş yemeklerine gitmesini, adama kahveyi evdeki görevli kadının yapmasını ya da çocuklarına bakıcının bakmasını. Kadın erkekleşince, erkeklerle kadınların zaten pamuk ipliğine bağlı olan ilişkileri daha zora girmeye başladı. Dikkate edin bakın boşanma sayıları da süreleri de arttı. Çiftler bir senede boşanır hale geldi. Evlenme yaşları artık 40’lara kadar çıktı. Ve kadın bu durumdan hiç memnun değil! Kadın bir şirket sahibi olabilir, yönetici olabilir, dünyayı gezebilir ama günün sonunda aile kurmak ister, aşk ister, evlilik ister. Asıl sorun da bu zaten!
KADIN DEDİĞİN…
Ve istediğini başaran, kariyer yapan ve erkek gibi hayat yaşayan kadın bu isteğine karşılık bir şeylerden vazgeçmek zorunda bırakıldı. Şaşkın kadın dolu etraf. Kimse bir anlam veremiyor artık bazı şeylerin neden bu kadar zor bulunduğuna ve zor olduğuna… Şimdi de eskiye dönmeye kalkıyorlar ama işler daha da karışıyor. Hem kariyer yapıp kendi ayaklarının üzerinde duran güçlü kadın, bir de eski kadın modeline girmeye çalışıyor ve tabir-i caizse harap oluyor. Koş babam boş. İşten çık eve koş, yemek yap, sofra kur, sofrayı topla, çay yap, kahve yap, varsa çocukları yatır, kocanla seviş sonra uyu, sabah kalk işe git, şirkette bi savaş şöyle, oradan çık kuaföre git (e tabii bir de bakımlı kadın olmak zorundasın), araya sıkıştırabilirsen bir de spor yap sonra tekrar eve koş… Ve bu böyyyleee gidiyor… Neden? Erkeğe göre kadın değdin mutfakta iyi bir aşçı, salonda iyi bir hanımefendi olacak da ondan. Peki erkek dediğin nasıl olmalı? Bunu kimse cevaplamıyor.
Benim de kafam karışık artık. Bir kadın, ‘kadın gibi kadın olmak’ için, evlendiği zaman hayatta yapmaktan zevk aldığı unsurlardan vazgeçmek zorunda mı? Mesela ben işten çıkınca haftanın üç günü spora gitmek istesem bunu yapamayacak mıyım? Tek amacım işten sonra kocamın yemeğini yapmak mı olacak? Kadınım ya, kocam yemeği benim elimden yesin. Bu mudur yani?
Bir tarafın değişmesi lazım ama hangi tarafın bilemiyorum. Ya erkek bu duruma alışacak ya kadın eskiye dönecek. Hadi bakalım…



