0
"Şefaat" kelimesi, Kur'ân-ı Kerim'de on sekiz surede yirmi beş ayette kullanılmıştır.
Bu ayetlerde geçen şefaat kelimesi, birinci ıstılahî anlamda yani günahkâr ve suçlulardan cezanın kaldırılmasını istemek anlamında kullanılmıştır.
Şefaat konusundaki ayetler içerik açısından iki kısımdır:
1- Şefaatçileri sınırlandıran ayetler.
2- Şefaate ulaşacak ve ulaşmayacak kimseleri sınırlandıran ayetler.
Kur'ân-ı Kerim bu sınırlamayı, kişilerin dünya hayatındaki genel gidişat şekli esasına göre yapmaktadır.
Bu arada, "Kur'ân mutlak olarak şefaati reddetmektedir" diyenler de vardır. İşte biz bu bölümde bu görüş üzerinde duracağız.
Kur'ân-ı Kerim'de mutlak bir şekilde şefaati reddeden bir tek ayet bile yoktur. Şefaati reddeden ayetler sadece, Kur'ân-ı Kerim'de vasıfları açıklanan belli bir grupla ilgilidir. Bu ayetlerde kesin olarak kâfir olan kimselerin tüm anlamıyla şefaatten mahrum olacakları açıklanmıştır.
Kur'ân-ı Kerim'de belli bir kesimin şefaate ulaşamayacağı vurgulandığı gibi "mümin" kapsamına giren diğer bir kesimin de şefaate ulaşacağı vurgulanmıştır. Örneğin:
"Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'ân'la) (şunu) hatırlat ki, bir kişi, kendi yaptıklarıyla helâke düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi vardır; (amelinin elinden kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez..." [4]
Bu ayette, dinlerini oyun, eğlence konusu edinen ve dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerin şefaate ulaşamayacakları açık bir şekilde vurgulanmıştır.
"Ey inananlar! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızktan (Allah için) harcayın. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir." [5]
Allame Tabatabaî'nin de açıkladığı gibi, bu ayette sadece inananlara hitap edilmesine rağmen, şefaat mutlak olarak reddedilmemiş ve sadece kâfirlerin şefaatten mahrum kalacakları ifade edilmiştir. Bunu, "Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir." cümlesinden hareketle anlıyoruz.
Ayrıca bu ayet, Allah için infak etmemenin kâfirlerin özelliklerinden biri olduğuna dikkat çekerek inananlara hitaben, Allah yolunda infak etmemek küfür olduğu için infak etmekten çekinen kimsenin de şefaatten mahrum olacağını vurgulamaktadır.[6]
Yukarıda geçen ayetler, şefaati inkâr edenlerin en çok kanıt olarak ileri sürdükleri ayetlerdir. Eğer ayetin devamında "Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir." ifadesi yer almasaydı, ayetin mutlak şekilde şefaatin olmadığına kanıt gösterilmesi doğru olurdu. Ancak ayette açık bir ifadeyle, Allah'ın kendilerine verdiği rızktan Allah yolunda infak etmeyenlerin kâfirlerden sayıldıkları için şefaate ulaşamayacakları belirtilmektedir.
Dolayısıyla, Kur'ân-ı Kerim'de şefaatin mutlak bir şekilde değil de şartlı olarak reddedildiğini ve şartın olumsuzlaşmasıyla şefaatin reddinin de olumsuzlaştığını söylemek gerekir.
Kaldı ki, Kur'ân-ı Kerim'de şefaatin olacağını ifade eden birçok ayet vardır. Örneğin:
"İlle onun tevilini mi gözetiyorlar? Onun tevili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: 'Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki, bize şefaat etsinler yahut tekrar geri döndürül(üp dünyaya gönderil)memiz mümkün mü ki, (orada eski) yaptıklarımızdan başkasını yapalım?' Onlar, kendilerini ziyana soktular ve uydukları şeyler, kendilerinden saptı, kaybolup gitti." [7]
Bu ayetten, Allah'a iftira eden ve Kur'ân'ın tabirice "kendilerini ziyana sokmaları" nedeniyle kıyamet günü şefaatten mahrum olacak belli bir gruptan bahsedilmesine rağmen, şefaatin olduğunu ve onların kendilerine şefaat olunmasını istediklerini, fakat hiçbir zaman şefaate ulaşmayacakları anlaşılmaktadır.
"Yalnız Rahman'ın huzurunda söz almış olanlardan başkaları şefaat edemezler." [8]
"O gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefaati fayda vermez." [9]
"O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler, şefaat (gücüne ve yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır." [10]
Bu ve benzeri birçok ayet açık bir ifadeyle kıyamet günü şefaatin olduğunu vurgulamaktadır; bu alanda söylenebilecek tek şey, Kur'ân-ı Kerim'in şefaat edecek kişiler için, "Rahman'ın huzurunda söz almış olanlar" veya "Rahman'ın izin verip sözüne razı olduğu kimse" ya da "bilerek hakka şahitlik edenler" gibi bazı sıfatlar saymış olmasıdır. Yüce Allah, bu üç sıfat ve diğer sıfatlara sahip olanlara yüce bir makam vermiş ve şefaat edilmelerine razı olduğu kimseler hakkında onlara şefaat etme gücü vermiştir.
Kısacası; şefaatin varlığı Kur'ân-ı Kerim'de açık bir şekilde ifade edilmiştir; fakat şefaat edenler ve haklarında şefaat edilenler sınırlandırılmış ve insanlardan bir grubunun şefaate erişmeyeceği belirtilmiştir.
Okuyucularımızın araştırmalarını kolaylaştırmak amacıyla yeri geldikçe üzerinde duracağımız şefaatle ilgili ayetleri sıralıyoruz:
Bakara, 48, 123, 254, 255. Nisâ, 85. A'râf, 53. Enbiyâ, 28. Şuarâ, 100. Müddessir, 48. En'âm, 51, 70, 94. Yûnus, 3, 18. Meryem, 87. Tâhâ, 109. Nisâ, 23. Zümer, 43, 44. Zuhruf, 86. Yâsîn, 23. Necm, 26. Fecr, 3. Mü'min, 18. Rûm, 13.
ŞEFAATİ REDDEDEN AYETLERİN ANLAMI
Şefaatin mutlak olarak reddedilmediğini ve birçok ayette şefaatin olduğunun açık bir şekilde ifade edildiğini ve yine bütün kâfirlerin şefaate ulaşmayacaklarını açıkladık. Kur'ân-ı Kerim'de bu kâfirlerin örnekleri açıklanmıştır.
Kur'ân-ı Kerim'de kâfirler çeşitli tabirlerle ifade edilmişler. Meselâ bir yerde; "Önceden onu unutmuş olanlar", bir yerde; "Ceza gününü yalanlayanlar" şeklinde ve bir başka yerde de nimete nankörlük edenler ve diğer birtakım özelliklerle tanıtılmışlardır:
1- Nimete Nankörlük Edenler
Bu hususta yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey inananlar! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızktan (Allah için) harcayın. Kâfirler, zalimlerin tâ kendileridir." [11]
Burada reddedilen, kâfirlerin şefaate ulaşmasıdır. el-Mizan tefsirinde de bu ayetle ilgili olarak şöyle kaydedilmiştir: Yüce Allah'ın vermiş olduğu rızklardan infak etmekten sakınmak, küfür ve zulümdür. Bu ayetin son kısmı baş kısmıyla birlikte göz önünde bulundurulursa, Allah'ın kendilerine verdiği rızktan Allah yolunda infak etmeyenlerin kâfirlerden oldukları açıklık kazanır ve şüphesiz kâfirler de kıyamet günü şefaate ulaşmayacaklardır.
Dolayısıyla, ayetin akışından belli bir grubun şefaate ulaşmayacağı anlaşılmaktadır.
2- Şeytanı İzleyenler
Bu hususta yüce Allah şöyle buyuruyor: "Önceden onu unutmuş olanlar derler ki: 'Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki, bize şefaat etsinler yahut tekrar geri döndürül(üp dünyaya gönderil)memiz mümkün mü ki, (orada eski) yaptıklarımızdan başkasını yapalım?' Onlar, kendilerini ziyana soktular ve uydurdukları şeyler, kendilerinden saptı, kaybolup gitti." [12]
"Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar. İblis'in bütün askerleri de. Onlar orada (putlarıyla) çekişerek derler ki: Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk. Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı. Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz..." [13]
Yukarıda geçen bu iki ayetten, dini unutanlar, şeytana uyanlar ve azgınların şefaatten mahrum olacakları anlaşılmaktadır.
3- Kıyamet Gününü Yalanlayanlar
Yüce Allah, inkâr edenler hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ceza gününü yalanlardık. İşte böyle iken ölüm bize gelip çattı. Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez..." [14]
4- Dinlerini Oyun ve Eğlence Yerine Koyanlar
Yüce Allah, dinlerini oyun ve eğlence yerine koyanların kıyamet günündeki durumlarını şöyle açıklamaktadır:
"Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'ân'la) (şunu) hatırlat ki, bir kişi, kendi yaptıklarıyla helâke düşmesin (böylesinin) Allah'tan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi vardır; (amelinin elinden kurtulmak için) her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte onlar, kazandıklarının eline teslim edilmişlerdir. Onlar inkârlarından dolayı kaynar su içecekler ve onlara acı bir azap vardır!..." [15]
5- Zalimler
Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: "...Onları, yaklaşan güne karşı uyar. Zira (o gün) yürekler, ağızlara gelir, gönüller dertle dolar. Zalimlere ne yardımı dokunacak bir dost bulunur, ne de şefaati kabul edilecek bir şefaatçi." [16]
6- Müşrikler
Kur'ân-ı Kerim'de müşriklerin, Allah'tan başka taptıkları ortakların kendilerine faydası olmayacağı kıyamet günü, şefaat edenlerin şefaatlerinden mahrum olacakları açıklanmıştır:
"Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar vermeyen şeylere tapıyorlar ve, 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!' diyorlar. De ki: 'Allah'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz?' O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir." [17]
"(Allah'a) ortak (koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkâr ederler." [18]
"Hani, içinizden gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz! (Bakın işte) aranızdaki bağlar kesilmiş ve (şefaatçi) sandığınız sizden kaybolup gitmiştir!" [19]
"Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Onlar, hiçbir şeye malik olmayan ve düşünmeyen şeyler olsalar da mı (onları şefaatçi edineceksiniz?)" [20]
"Ben O'ndan başka tanrı mı edineyim? Eğer Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar." [21]
Şefaati müşriklerden reddeden ayetler iki noktayı vurgulamaktadır:
1- Allah'a ortak koşulan put veya diğer şeyler, onlara inanan kimseye, kıyamet günü koştuğu şirk nedeniyle hak ettiği azapla ilgili olarak bir fayda vermez. Dolayısıyla bu ayetler, Allah'a koşulan ortakların şefaat etme gücünü reddetmektedir.
2- Allah'a ortak koşanlar, şefaati hak etmedikleri için şefaat edecek olanların şefaatinden mahrum olacaklardır.
Dolayısıyla yukarıda geçen ayetlerde tüm çeşitleriyle küfür ve şirkin şefaate engel olduğu ve kıyamet günü kâfir ve müşrikin, Allah'ın şefaat etmelerine izin verdiği kimselerden kendilerine şefaat etmesi için hiçbirini bulamayacağı ifade edilmiştir.
İşte buradan anlaşılıyor ki, Kur'ân-ı Kerim'de şefaat mutlak olarak reddedilmemiş, sadece özellikleri ve durumları belirtilen belli bir kesimden reddedilmiştir.



