BaküTürkleri.com » Arşiv- 03.06.2007

 
 
 
Konuları Sırala: Yayımlanma Tarinine Göre | Reytinge göre | Okunma Sayısına Göre | Yorum Sayısına Göre | Alfabeye Göre

BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ ?

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:53, Gösterim: 403

1
BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ ?

Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

Degerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.

Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.

Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.

Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladir. ...





















Kategori: Geyik

 

Giresun'da Gelenek Gorenek

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:45, Gösterim: 516

0
Giresun'da Gelenek Gorenek
Gelenek ve Görenekler

Yöre halkı büyük şehirlere göçe başladığından beri eski gelenekleri az da olsa terk etme yolunu tutmuştur. Ancak büyük çoğunluk eski, göreneklerine bağlıdır. Bu gelenek ve görenekler çoğunlukla eski söylentilere dayanır.

Her yıl Mart ayının 14' ünde yılbaşı tutulur. O sabah erkenden kalkılır, deniz veya akarsudan su alarak eve gelinir ve sağ ayak ile eşikten geçilerek eve girilir. Su evin dört bir tarafına serpilir. Eğer hayvanlar varsa onların üzerine de serpilir. O gün kimse evine uğursuz gelir diye misafir kabul etmez, ancak ayağı denenmiş birisi varsa o eve çağrılır. Gelen kişi sağ ayağını içeriye atar yeni yılınız hayırlı olsun martınızı bozuyorum der o gece evde ısırgan veya paça pişirilir içine yeşil boncuk atılır. Bunları yerken boncuk kimin ağzına gelirse o yıl bu şahıs ekine başlar, aile içerisinde bol rızıklı kabul edilir. Yine Mart'ın 14 ünde gün tutulur. Mart'ın 14'ü, Mart 15'i , Nisan 16'sı, Mayıs v.b. aylar olarak adlandırılır. O günlerdeki havanın durumuna göre o ayların nasıl geçeceği hakkında fikir yürütülür.

6 Mayıs'ta hıdrellez tutulur. Bu gün Hızır ve İlyas Aleyhissamların bir araya geldiğine ve artık kış ayının bitip güzel günlerin geleceğine inanılır. Yine akşamdan 3-5 genç kızlar niyet tutarak bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler. Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar. Söylenen maninin manasına göre talihlerini denerler.

Mayıs Yedisi (Aksu Şenlikleri)

Her yıl Mayıs ayının 7'sinde (Miladi 20 Mayıs) kutlanır. 1977 yılına kadar "MAYIS YEDİSİ" adıyla sürdürülen törenler bu tarihten sonra "AKSU ŞENLİKLERİ" adını almıştır. Daha sonra 1992 yılı başında alınan yeni bir kararla daha geniş kitlelerle sosyal ve kültürel ilişkilerin sağlanması ve sürdürülmesi amaçlanarak adının "ULUSLARARASI KARADENİZ AKSU FESTİVALİ" olması kabul edilmiştir. Her yıl 20 Mayıs günü Giresun'un doğusunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birleştiği yerde insanlar toplanırlar. Özellikle hastalar, dertliler, çocuğu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu Deresinin kıyısına giderler bir dilek dileyip yedi çift bir tek taşı suya atarlar. Aksu mahallinde yapılan bu törenler üç ana bölümden oluşur.

1-SACAYAKTAN GEÇME GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi kültürüne dayanır. Çocuğu olmayanlar dilekte bulunarak üç kez sacayaktan geçerler. Üç kutsal sayılan bir rakamdır. Sacayak ana rahminin simgesidir.

2-DERE TAŞLAMA GELENEĞİ: İlkbahar , doğanın hayat bulduğu mevsimdir. Doğanın getirdiği yaşama zevkiyle insanlar da bütün kötülüklerden arınmak gereğini duyarlar. Aksu Deresinin denize döküldüğü yerde toplanan insanlar "Derdim Belam Denize" diyerek yedi çift bir tek taş atarlar. Yedi kutsallığı olan bir rakamdır. Tek taş, dileğin yerini bulması için atılan sonuncu taştır.

3-ADANIN ETRAFINI DOLAŞMA GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi inancıyla yapılan sacayaktan geçme geleneği Ada'nın etrafının dolaşılmasıyla tamamlanır. Ada turu Hamza Taşı'nın önünde başlar. Yine Hamza Taşı'nın önünde son bulur. Törenin amacı; soyun sürdürülmesi, belaların denize atılması, döllenmenin bu mevsimde başlaması ve toprağın bereketlenmesi.

Kategori: Geyik » Memleketim

 

Giresun'da Kültür Bir Sanattır.

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:42, Gösterim: 439

0
Giresun'da Kültür Bir Sanattır.

Çeşitli medeniyetlere ait tarihi zenginlik ve kültür unsurları ile dolu olan Giresun ili; tarihi açıdan olduğu kadar, kültür bakımından da ilgi çekicidir.

Amazonlardan Bizans'a; Kafkaslardan Anadolu'ya, Selçuklulardan Osmanlıya kadar Dünya tarihine egemenliğini hissettirmiş olan medeniyetlerin Selçuklulardan Osmanlıya, izlerini görmek her yerde mümkün değildir. Gerek Selçuklu ve Osmanlı dönemıinde, gerekse Cumhuriyet döneminde Giresun, Türk Kültür hayatına önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak, ilin coğrafyasını dağlık ve oldukça dik meyilli olması ulaşımı güçleştirmiş, ulaşım yetersizliği kültürel değerlerin ülkenin diğer bölgelerinde yeterince duyulmasını engellemiştir. Yine aynı cografi sebepler, yerleşimi "dağınık ev" sistemine zorlamıştır. Tarımla uğraşan toplum, elverişli bulduğu araziyi tarlaya çevirmiş, evini komşusuna göre değil Tarlasına göre yerleştirmiştir. Bu durum, insanların birbirleriyle sıkı bir ilişki kurmalarını engellemiştir. Sonuçta; ilceler hatta birbirine yakın köylerde yaşayan insanların şiveleri oldukça büyük farklılıklar göstermiştir. Şehirde yaşayan insanlar, köyleriyle devamlı ilişki içinde bulunduğundan, köylerde yaşatılan geleneklerin çoğu şehirlere taşınmıştır. Yöre halkı tarafından yaşatılan örf, adet ve geleneklerin çoğu oldukça eski tarihlere dayanır.

Kategori: Geyik » Memleketim

 

Giresun Üstünde (Eşref Bey)

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:40, Gösterim: 528

0

Giresun Üstünde (Eşref Bey)

Giresun üstünde vapur bağ'rıyor
Eşref'in yarasın doktor sarıyor
Eşref'in anası yanmış ağlıyor

Atma Hakkı atma pişman olursun
Giresun beylerine düşman olursun

Batlama deresi bir ufak dere
Eşref'i vurdular nafile yere
Nafile nafile o da nafile

Giresun'da dostum var o da nafile
Cenazeyi koydular otomobile

Giresun üstünden atlayamadım
Hakkı düşman imiş anlayamadım
Nafile nafile o da nafile

Giresun'da dostum var o da nafile
Cenazeyi koydular otomobile

Kaynak: Osman Bicioğlu
Yöre: Giresun

Kategori: Geyik » Memleketim

 

GİRESUN ADASI

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:37, Gösterim: 467

0
GİRESUN ADASI
GİRESUN ADASI
GİRESUN ADASIDoğu Karadeniz'in insan yaşayabilen tek adasıdır. Şehirden 1,5 km. uzaklıktadır. Özel motorla 20 dakikada gidilebilir. Üzerinde sur, manastır kalıntısı ve şarap fıçıları vardır. Mitolojideki ünlü ALTINPOST seferinde Herkül ve arkadaşlarının önemli uğrak yerlerinden biri olmuştur. Ada Amazonlar ile ilgili efsaneleriylede ünlüdür...

Kategori: Geyik » Memleketim

 

KARADENİZ, HAMSİMİZ VE HAMSİGİLLER

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:34, Gösterim: 564

1
KARADENİZ, HAMSİMİZ VE HAMSİGİLLER
KARADENİZ, HAMSİMİZ VE HAMSİGİLLER

Hamsi kendisi küçük, kültürü büyük bir balık. Çoğumuzun sandığı gibi yalnızca Karadeniz’e özgü değil; pek çok denize yayılmış. Ne var ki, hiçbir yerde Karadeniz de olduğu gibi yöre halkının yaşamıyla bütünleşmiş değil. Bu balık yöre balıkçıları için bir temel geçim kaynağı olmakla kalmamış; bu denize komşu illerimiz için bir sembol haline gelmiş. Hamsi, Karadeniz halkı dışındakilerin düş gücünü aşan çeşitlilikteki yemekleriyle de ünlü... Üstelik şöhreti yeni de değil. Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatnâmesinde hamsiye değinmeden edememiş. Ancak tarihlere geçmiş bu balık şimdilerde tarihe karışmak tehlikesiyle karşı karşıya. Artan av miktarları, bu küçük balığı, ve sembolü olduğu mizahi kültürü tehdit ediyor.

HAMSİ ülkemiz sularında özellikle Karadeniz de kış aylarında gırgır adı verilen çevirme ağlarıyla avlanan doğal ürünümüz. Engraulis (yani hamsi) cinsi türler genellikle bütün tropik ve subtropik denizlerde yaşayıp, köy kesimlerinde sürüler oluşturuyorlar. Hatta zaman zaman nehir deltalarında da görülebiliyorlar. Hamsi özellikle Karadeniz ve Azak Denizinde bol miktarda bulunan bir balık türü. Bu balığın Karadeniz deki türleri, Engraulis encrasicolus ponticus ve Engraulis encrasicolus maeticus.

Bunlardan Engraulis encrasicolus ponticus, Karadeniz hamsisi olarak
sıkça bahsedilen tür. Karadeniz hamsisinin boyu 18-20 cm ye kadar büyüyebilir. Engraulis encrasicolus maeticus ise Azak hamsisi olarak bilinir ve boyu 15 cm ye kadar ulaşır. Azak Denizinde ürer ve beslenir ve kışlarken kuzey Kafkasya dan Sukumi'ye kadar ve kısmen de Kırım açıklarında dolar. Kışlama döneminde bu tür yalnız BDT üyelerince avlanır. Yalnız bazı araştırmacılar, bu türün Türkiye sahillerine kadar indiği ve avlandığını ileri sürüyorlar.

Hamsinin Davran ve Göçü

Karadeniz hamsisi kuzey-güney yönünde kışlama, beslenme ve üreme göçü yapar. Güney yönünde kışlamak ve kuzey yönünde de beslenme ve üreme göçünün hızı günde 10-20 mil olur. Sürüler, genellikle Anadolu, Kafkasya ve Kırım sahillerinin l k alanlarında kışlarlar ve sık sürüler oluştururlar. Sürü yoğunluğu, gündüz oluşan sık sürülerde metreküpte 500-800 birey, seyrek sürülerde 200-400 birey/m3 iken bu, geceleri 20-60 birey/ m3'e kadar iner. Hamsi gece gündüz arasında dikey göç yaparak, gündüzleri derin suya ( 70-90 m) inerken geceleri sahillere doğru ve yüzeye (10-40 m) çıkar.

Hamsinin Besini

Hamsi, plankton yiyen bir balıktır. Beslendiği organizmalar, Calanus cinsi Copepoda (Kürekayaklılar), Cirripedia (Dola kayaklılar) ve Mollusca (Yumuşakçalar) larvalar oluşturuyor. Hamsi, aynı beslenme basamağında olan çaça, tirsi, sardalya, taraklılar ve medüzler gibi diğer organizma ve organizma gruplar ile aynı besin maddesi için yarışır.

Sürüler, Martta Türkiye kıyılarındaki kışlama alanından kuzeydeki beslenme ve üreme alanına göçe başlarlar. Nisan ortasından Ekime kadar tüm denize yayılmış olan hamsi özellikle Karadeniz'in kuzey kesiminde bulunur. Sıcaklık ve iklimsel değişmelere bağlı olarak genellikle Kasımda güney göçü başlar. Güneye göçün başlama zamanları ile göçün şiddet ve miktarlarında yıldan yıla önemli farklılıklar söz konusu.

Hamsi kuzey-güney-kuzey göçünde ya kıyıyı izler ya da doğrudan denizi karşıdan karşıya geçer.

Üreme

Karadeniz hamsisi cinsel olgunluğa bir yılda ulaşır. Mayıs-Eylül ayları arasında 10 ve daha çok batında yumurtlama gerçekleşir. Bir yaşındaki genç balıklar ilk kez yumurtlama sezonunun sonuna doğru yumurta bırakırlar. Bireysel ortalama doğurganlık 42,000 yumurta olarak bulunmuştur.

Hamsinin ömrü 2-3 yıldır. Geçirdikleri birinci kıştan sonra olgunlaşırlar. Yumurtlama 17-18°C'deki kıyıya yakın sığ sularda 5-10 metreler arasında gerçekleşir. Yumurtlamanın olduğu suyun tuzluluğu 12-18 ppt ve pH si da 8-3 ile 8.4 arasında değişmektedir. Yumurtalar elips eklinde olup suda yüzerler (pelajik). Su sıcaklığına bağlı olarak 24 saat içerisinde larva oluşur. Daha çok 5-30 metreler arasında dağılan planktonik larvalar diğer planktonlarla beslenirler.

Genellikle (Mayıs ayında) bırakılan (erken batın) yumurtalardan çıkan larvalarda yüksek ölüm oranlar görülmektedir. Bu durum larvaların dikey göç sırasında soğuk suyla karşılaşmalarından kaynaklanır. En yüksek yaşam oranıysa Haziran sonu-Temmuz başında bırakılan yumurtalarda görülüyor.

Bazı araştırmacılarca hamsinin ana yumurtlama alanının kuzey ve kuzey-batıdaki sahanlık bölgesi olduğu söylense de, H. Einarson ve N. Gürtürk ün yayınlarıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi-Deniz Bilimleri Enstitüsü nün yaptığı çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre önemli miktarlarda hamsi yumurtasının Türkiye'nin Münhasır Ekonomik Bölgesinde daldığı görülüyor.

Karadeniz ve Hamsi

Türkiye su ürünleri üretiminin % 90 denizlerden elde ediliyor. Avlanan toplam su ürünü kaynaklarının% 82 siyse Karadeniz'den gelmekte. Türkiye'nin toplam olarak avladığı deniz balıkları, avcılığın görece az olduğu dönemle, avcılığın yine görece yüksek olduğu dönem olan 1950-1980 yılları arasındaki 30 yılda 4 kez artarak yılda 400.000 tona ulaşmış bulunuyor.

Bu artış bir yandan gerçekten avlanan miktarın artmasından kaynaklanırken, bir yandan da hamsi ve istavrit gibi balıklara ait istatistiklerin daha iyi toplanabilmesinden ileri geliyor.

1958-1986 arasında kalan 28 yılda avlanan hamsi miktarı 4.4 kez artmış durumda. Bu av karaya çıkartan Karadeniz gırgır filosundaki gelişme oldukça hızlı ve yüksek. Bu tür bir gelişmeyi, büyüklükleri çevresel koşullarla sınırlı stokların kaldırması zordur ve geçmişte av miktarlarının ciddi azalması da bunu doğrular görünüyor.

Karadeniz bölgesinde artan av ve avcılık baskısı, önceleri sanki bitmezmiş gözüyle bakılan hamsi stoklarının 1988/1989 sezonuyla birlikte önemli miktarlarda azalmasına neden olmuş bulunuyor. Bu azalmanın bir başka nedeni olarak da, Karadeniz'deki biyo kitlesi anormal derecede artan ve hamsinin besinine ortak olan taraklı medüz ( Mnemiopsi leidyi) gösterilebilir.

1988/89 avcılık sezonuyla birlikte azalan fakat şimdi artmış görünen hamsi avının sürekliliğinin sağlanması, yani sürekli yüksek ürünün alınabilmesi için bazı önemli noktaların dikkate alınarak gerekli önlemlerin uygulamaya konulması gerekiyor.

1978-1989 yılları için ODTÜ-Deniz Bilimleri Enstitüsünce yapılan çalışmalarda balıkçılığın durumu ele alınmış ve Karadeniz kıyımızda kışlayan hamsinin verebileceği sürekli en yüksek ürün 1968-89 dönemine ait verilerle 346 bin ton olarak tahmin edilmiştir. Bulgar bilim adamlarından Prodanov ve Stoyanova ise, F.Bingel ve ekip arkadaşlarınca daha önce sunulan verileri de kullanarak, tüm Karadeniz'de aynı dönem için 540 bin ton, 1968-95 dönemi içinse 461 bin ton en yüksek sürekli ürün miktarları tahmin etmiş bulunuyorlar.

Bu değerlerden de görülebileceği gibi bütün Karadeniz için tahmin edilen miktarlar Karadeniz kıyımızda kışlayan hamsi için tahmin edilen miktarlara oldukça yakın. Bu veri ve sonuçların da Karadeniz hamsi avının yüksek değerlere çıkması hem araştırıcı hem uygulayıcı ve düzenleyici organlarda ve hem de ulusal kaynak ve kamu mal olan hamsiden geçimini sağlayan balıkçılarda sevinç yerine kaygı uyandırmalı. Bugün artmış görünen hamsi avı yarın yeniden azalabilir. Onbir yıl önce (1988/ 89) hamsi çöküşünün nedenlerinden biri de 1987/88 döneminde yaşanan "iyi avcılık" sezonunun aslında aşırı avcılığa yol açmış olmasıdır. Buna bağlı olarak av, izleyen yıllarda azalmıştır. Yakın geçmişte yaşanmış bu gerçeğin yol gösterici bir niteliği olmalıdır. Çünkü olası ikinci hamsi çöküşünde birincisindeki kadar şanslı olunmayabilir ve stokların kendilerini toparlaması çok daha uzun sürebilir, hatta kendilerini hiç toparlamayabilirler.

Öz olarak belirtilen nedenlerden dolayı ülkemiz kıyılarındaki hamsi avının iyimser bir yaklaşım olarak 300 bin tonu aşmaması gerektiği ve bunun sağlanması için gerekli hassasiyetin gösterilmesi önem taşıyor. Bu çerçevede son olarak önemli bir noktanın altının çizilmesinde yarar var: insanlar doğal değişmeleri ve bunun sucul stoklara getirdiği artma ve azalmalar kontrol edemiyor ve henüz bunu önceden de kestiremiyorlar. İnsanların tek kontrol edebilecekleri faaliyet balıkçılıktır. Biyolojik koşullar gerektirdiği zaman tüm diğer uygulama ve siyasi kaygıya dayalı karar ve uygulamalar geri plana itilmelidir. Çünkü doğa affetmez.

Hamsi Ailesi

Dünya üzerinde yaşayan balıklar, kabaca toplam omurgalıların yarısını oluşturur. Bu da 24,600 tür demektir. Balıklar dünyanın hemen hemen bütün sucul ortamlarında bulunabiliyorlar. Himalayalar'daki yüksek dağ göllerinden, okyanusların binlerce metre derinliklerine kadar tüm sucul ortamlarda balıklar yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Balıklar bu geniş ve değişik yaşam alanlarına uyum göstermek için zaman içinde evrilmiş bulunuyorlar.

Yaşam alanları tatlı su ve deniz olarak ayrıldığında balıkların % 58’i denizlerde, % 41’i tatlı sularda ve % 1’i de hem tatlı hem de tuzlu sularda yaşadığı anlaşılıyor. Balıklar, ilk çağlardan günümüze değin önemli bir protein kaynağı olmuştur ve buna bağlı olarak da balıkçılık eskiden günümüze önemli gelişmeler göstermiştir. Avcılığı yapılan balık türlerinin en yaygın ve ekonomik öneme sahip takımının Ringagiller (Clupeiformes) olduğuna kuşku yok. Bu takım içinde en önemli aileyse kuşkusuz hamsi balıkları (Engraulidae) ailesi. Engraulidae ailesi içinde 16 cins ve 139 tür yer alır. Hamsiler içinde en çok avlanan ve özellikle son yıllarda dünya üretiminin % 10’unu veren cins ise Engraulis’tir.

Yüksek av veren bu cinste yer alan hamsi türleri de şunlardan oluşuyor: Engraulis anchoita (Arjantin hamsisi), Engraulis australis (Avusturalya hamsisi), Engraulis capencis (Güney Afrika hamsisi), Engraulis encrasicolus (sularımızda da yaşayan Avrupa hamsisi), Engraulis eurystole (Gümüş hamsi), Engraulis japonicus (Japon hamsisi), Engraulis mordax (Kaliforniya hamsisi), Engraulis ringes (Peru hamsisi).

Hem hamsiler hem de bütün balıklar içerisinde avlanan miktarlar bakımından en önemli tür Engraulis ringens'tir. Bu balık Peru açıklarında avlanır. 1960’lı yıllardan sonra endüstriyel ölçeğe çıkan Peru hamsisi avı, 1970’te ulaştığı yaklaşık 13 milyon tonluk en yüksek düzeyden 1971’den sonra düşmeye başlamış ve hatta 2 milyon tonun altına inmiş bulunuyor.

Hamsi türlerinin balıkçılık açısından önemli diğer iki türüyse, Japon hamsisi (Engraulis japonicus) ve Avrupa hamsisidir (Engraulis enrasicolus). Engraulis japonicus adından da anlaşılacağı gibi Japon denizinde avlanan bir tür. Bu türün av değerleri Peru hamsisi kadar olmasa da yine de dünya denizlerinde avlanan en önemli küçük pelajik balık türleri arasında yer alıyor. Ülkemiz denizlerinde özellikle de Karadeniz de önemli miktarlarda avlanan Engraulis encrasicolus da dünyada en çok avlanan hamsi türlerinden. E. Encrasicolus, diğer iki hamsi türüne göre daha değişik su özelliği olan denizlerde yaşıyor. Avrupa hamsisi (veya bildiğimiz hamsi) Kuzey denizi, Kuzey Doğu Atlantik, Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz de Azak Denizi dahil olmak üzere dağılmış durumda. Avrupa hamsisi, Karadeniz başta olmak üzere bulunduğu tüm denizlerde hem kıyı, hem de uzak mesafe (açık deniz) avcılığı yapan ülkeler tarafından avlanıyor.

Hamsiler Neden Bol?

Hamsilerin avcılık açısından bu kadar değerli olmalar ve bu kadar çok miktarda avlanmalarının nedenleri bu canlının ekolojik ve biyolojik özelliklerinde aranmalı. Hamsiler kabaca üçüncü beslenme basamağında zooplankton ile beslenirler. Bununla birlikte, bazı hamsilerin diyetinde fitoplanktonlar da yer alıyor. Bu nedenle beslenme basamağı biraz daha arkaya çekilmiş oluyor. Beslenme ağının alt kısımlarından beslenmek, hamsi türlerine zengin besin kaynağı sağlıyor ve sonuç olarak da zengin stoklar oluşturmalarına neden oluyor.

Hamsinin Avlanması

Geçmişte, motorlu araçların olmadığı çağlarda hamsi ve benzeri balıklar, insan gücü ve sonralar yelkenle hareket eden deniz araçlarında bugünkülerden çok küçük ağlarla avlanmaktaydı. Zamanla motorize olan ve bu nedenle de giderek büyüyen tekneler değişik düzeneklerin yardımıyla daha büyük çevirme ağlar kullanmaya başladılar. Örneğin bugün çoğumuzun normal kabul ettiği gırgır ağ makarası ülkemize 1950'li yıllarda Et ve Balık Kurumu vasıtasıyla geldi. Bugün bu makaralar hidrolik sistemlerle çalışıyor. Hamsiler bilindiği gibi sürü oluştururlar. Balıkçılar önceleri yerini tecrübeye dayalı bilgileriyle saptadıktan sonra bunların etrafını kaçamayacakları bir ateş ile çevirip avlamaktaydılar.

Günümüzde tek fark, 1980'li yılların başından bu yana su altı radar denen
sonarların sürünün yeri ve büyüklüğünü saptamada kullanılması ve daha büyük ağların yardımcı tekne kullanılarak sürünün etrafına sarılması, avlanan balıkların bir taşıyıcı tekneyle pazara ulaştırılması.

Hamsi genellikle gırgırlar ile avlanmakta birlikte, nadir olarak tek ya da çift tekneyle çekilen orta su trol ağı ile de avlanmakta.

Hamsi Tüketimi

Tüketim bir seçim sorunu. Ülkemiz insanlar su ürünlerini taze tüketmeyi yeğlerler. Avın taze tüketilemeyen küçük bir kısmıysa, eskiden tarlalara gübre olsun diye atılırken günümüzde balık unu ve yağına dönüştürülüyor. Diğer ülkelerde avlanan hamsilerse konserve, salamura, taze olarak ve sonuçta yine balık unu ve ya fabrikalarında işlenerek değerlendiriliyor.

Görülebildiği kadar hamsimiz her yönüyle yararlı bir canlı olup neredeyse her derde deva bir özelliğe sahiptir. O halde küçüklüğüyle ters orantılı üne sahip bu balığın avlanmasında biraz daha sorumlu davranılması gerekiyor.

Evliya Çelebi ve Hamsi

Çoğumuz balık pazarlarında ya da seyyar satıcı tepsilerinde, bir diğerimiz gırgır tekneleri avların boşaltırken ve belki de önemli bir kısmımız annelerimizin mutfağında hamsiyi görmüşüzdür. Belki bu canlıya dikkat etmiş belki sadece bakıp geçmiş ya da afiyetle bir güzel yemişizdir. Hamsi ile karşılaşmamız hangi şekil ve düzeyde olursa olsun bu balığı merak edenler şüphesiz pek çoktur ve şimdi bu meşhur canlıyı yine meşhur bir ismin ağzından tanıyalım. 1670’lerde Trabzon a seyahat eden Evliya Çelebi bölge balıklarıyla ve özellikle hamsiyle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

"Beğenilen balıklar: Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve daha bin çeşit balıklar vardır. Amma bunların hepsinden fazla Lazların üzerine düştükleri, alışverişi hakkında kavga ettikleri hamsi balığı. Bu balık Hamsinde (kış mevsiminin 50 günlük bir bölümü) çıktığı için, hamsi balığı derler. Balığın çıkışını dellâllar halka haber verirler. Dellâlların bir çeşit mürves ağacından boruları vardır. Bir kere su urunca, Ahça çomakla bir mendil hamsi ver diye ince sırmalı mendillere bal koyup giderler. Balığın suyu akarak giderken, bazıları suyun aktığına acıyarak, Bre balığın suyunu akıtıyorsun. Suyuna bir pilavcık sallasana diye şaka ederler."

Meşhur hamsimizin diğer baz özelliklerini yine Evliya Çelebi'den öğrenelim:

"Bu balık bir karış, ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından, yiyene hararet vermez. Ağır hastalığına tutulan adam yese şifa bulur. Bir evde yılan ve çıyan olduğu zaman, hamsi balığının başı tütsü edilirse kaçar" .

Hamsi yemeklerine de yine merhum Evliya Çelebi ile başlamak yanlış olmasa gerektir. Diyor ki " bunu" yani hamsiyi " yemek Trabzonlulara hastır ki kırk çeşit yemeğini pişirirler. Kebabı, çorbası, yahnisi, böreği ve baklavası olur. Fakat pilaki derler, bir çeşit tavası vardır ki şöyle yapılır: Önce bu hamsi balığını güzelce temizleyip onar onar kamışa dizerler. Maydanoz, kereviz, soğan ve pırasayı ince kıyıp tarçın ve siyah filfil ile karıştırdıktan sonra, pilaki tavasının içine bir kat hamsi, bir kat bundan döşeyip Trabzon' un âb-ı hayata benzer zeytinyağın üzerine dökerler. Bir saat kadar kuvvetli ateşte pişirildikten sonra yerken ki, doğrusu sevilecek mübarek bir yemek olur. "

(*)Hasan Örek, Ferit Bingel Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Deniz Bilimleri Enstitüsü

Kaynaklar:
Anon. , 1992: Determination and quantification of fishing gears and technology in the Black Sea. Ministry of Agriculture and Rural Affairs of TC. , Res. Inst. of Aquat. Prod. Yomra-Trabzon.

Bingel, F., Gücü, A. C. , Niermann, U. , K dey , A. E. , Mutlu, E. , Doğan, M. , Kayıkçı, Y., Avşar, D., Bekiroğlu, Y., Genç, Y. , Okur, H. , Zengin M. , 1965: Karadeniz stok tespiti projesi-Balıkçılık araştırmaları. Proje No: TÜBİTAK, DEBAG 74/ GFinal Reoprt. IMS-METU, Erdemli.

Chashchin, A. K. , 1995: Abundance, distribution and migrationj of the Black Sea anchovy stocks. Tr. J. of Zoology 19

Düzgüne , E. , Karaçam, H. , 1989: Karadenizdeki hamsi ( Engraulis encrasicolus L. 1758) balıklarında bazı populasyon parametreleri ve büyüme özelliklerinin incelenmesi. Do a, Tu-Zooloji. D. C. 13( 2) .

Einarson, H. , Gürtürk, N. , 1960: Abundance and distribution of eggs and larvae of the anchovy ( Engraulis encrasicolus ponticus) in the Black Sea. st. Üniv. . , Fen Fak. Hidrobiyol. Araşt. Enst. Yay.

Evliya Çelebi 1672: Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Sadeleştiren T. Temel Kıran, N. Ate . Cilt I-II. Üçdal Ne riyat, stanbul, 1986. FAO, 1998: Fish Stat Plus Ver 2.19. Fisheries statistics software by Yury Shatz.

Fischer, W. , 1973( Ed) : FAO species identification sheets for fishery purposes. Mediterranean and Black Sea ( fishing area 37) Vols. 1-2 Rome, FAO. page, var.

Grainger, R. , 2000: Recent trends in global fishery production ( World fishery production up to 1996) . FAO.

Helfman, Gene, S. , Bruce, B. C. , Facey, D. E. , 1997: The diversity of fishes. Blackwell Science. Malden. Mass, USA

Ivanov, L. , Beverton, R. J. H. , 1985: The fish resources of the Mediterranean. Part two: Black Sea. Etud. Rev. CGPM/ Stud. Rev. GFCM.

Karaçam, H. , Düzgüne , E. , 1990: Age, growth and meat yield of the European anchovy ( Engraulis encrasicolus L. 1758) in the Black Sea. Fisheries Research 9( 1) Muus, B. J. , Dahlström, P. , 1968: Meeresfische. BLV, München.
Owen, E. S. , 1979: The production of the fishes in the Black Sea. In: Fundamental principles of the biological productivity of the Black Sea. Kiev,

Naukova dumka Prodanov, K. B. , Stoyanova, M. D. , 1999: Maximum sustainable yields ( MSYs) of the Black Sea anchovy ( Engraulis encrasicolus) and horse mackerel ( Trachurus mediterraneus) . Similarities
and difference of two interconnected basins, 23-26 Feb. 1999 Athens, Greece, Abstracts.

Slastenenko, E. , 1955/ 56: Karadeniz havzas bal klar . Çeviri H. Altan. EBK Yay. stanbul.
Ünsal, N. , 1989: Karadeniz deki hamsi balığı Engraulis encrasicolus ( L. 1758) nın yaş, boy ağırlık ilişkisi ve en küçük av büyüklü ünün saptanmas üzerine bir araştırma. . Ü. Su Ür. Derg.
Whitehead, P. J. P. , 1984a: Clupeidae, p. 268-281. In: Fishes of the north-easthern Atlantic and the Mediterranean Vol. 1, UNESCO.
Whitehaed, P. J. P. , 1984b. Engraulidae, p. 282-283. In: Fishes of the north-easthern Atlantic and the Mediterranean Vol. 1, UNESCO

Whitehead, P. J. P. ve T. Wongratana: 1986. Engraulidae. p. 204-206. In M. M. Smith and P. C. He-emstra ( eds.) Smiths' sea fishes. Springer-Verlag, Berlin. From Froese, R. and D. Pauly. Editors. 1999. FishBase 99, 10 April 2000.
Whitehead, P. J. P. , Nelson, G. J. , Wongratana, T. , 1988a: FAO species catalogue. Vol. 7. Clupeoid fishes of the world ( Suborder Clupeoidei) . An annotated and illustrated catalogue of the herrings, sardines, pilchards, sprats, shads, anchovies and wolf-herrings. Part 2 Engraulididae. FAO Fish. Synop. 7( 125) Pt. , 10 April 2000.

Whitehead, P. J. P. , Nelson, G. J. , Wongratana, T. , 1988b: Clupeoid fishes of the world ( Suborder Clupeoidei) . P 2. Engraulididae. FAO Species Catalogues, FAO Fisheries Synopsis, no. 125.

Temmuz 2000 101 Karadeniz gırgır balıkçı filosundaki gelişmeler. Karadeniz de de bulunan hamsi ( Engraulis encrasicouls) Peru hamsisi ( Engraulis ringes)

Japon hamsisi ( Engraulis japonicus)

Kategori: Genel Kültür

 

KİRAZ

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:30, Gösterim: 456

0
KİRAZ
KİRAZ

Baharın en güzel habercilerinden biri kiraz ağacının çiçekleridir. Dünyanın en eski meyvelerinden kiraz rengi, küpe biçimindeki hoş şekliyle hepimizin en sevdiği meyvelerdendir. Gülgiller ailesinden olan kirazın latince ismi Prunus Avium ' dur.
Doğu Avrupa ve batı Asya arasındaki bölgelerde yetişir. Kirazın kırmızı, sarı pembemsi, alacalı ve bordo renkleri vardır. Ülkemizden yaygın çeşitleri karabodur, dalbastı ve napolyon'dur. Meyvesi iri ve kabuğu kırmızı olan napolyon; meyvesi çok iri kabuğu çok koyu bordo olan bing; eti açık sarı meyvesi orta irilikte kabuğu koyu ve ince sarı üstüne kırmızı alacalı karabodur, eti krem renginde olan dalbastı en iyi bilinenlerdir. Süs kirazı olarak tanınan Uzakdoğu kökenli bazı kiraz çeşitleri de harika görünümleri nedeniyle yaygın olarak süs bitkisi olarak yetiştirilir.

Bileşimindeki A ve C vitaminleri, düşük kalori değerleriyle aynı zamanda diyet yapanlarında sofralarından eksik etmemeleri gereken bir meyvedir. Kirazın sapları da halk arasında idrar söktürücü olarak kullanılır.


Kiraz alırken temiz, parlak ve hasarsız olmasına dikkat edin. Rengi koyu olanlar her zaman daha tatlıdır. Saklarken kirazın saplarını çıkarmazsanız ömrü daha uzun olur. Yıkamadan plastik bir kaba koyup buzdolabında saklayın ve daima yemeden hemen önce yıkayın. Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletirseniz tadı daha lezzetli olacaktır.
Taze kirazların 2-4 gün içinde tüketilmesi gerekir. Kirazı ayrıca derin dondurucuda da saklayabilirsiniz. Bunun için kirazın çekirdeklerini çıkarmanız gerekir. Çekirdeklerini çıkarırken çok dikkat edin zira kiraz lekesini çıkarmanız zor olacaktır. Kirazı genellikle taze olarak tüketiriz ancak reçelden kurabiyeye kadar birçok tarifte harika biçimi ,rengi ve tadı ile farklı güzellikler yaratmamızı sağlar.

Kategori: Genel Kültür

 

Fındığın Tarihi

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:28, Gösterim: 2018

1
Fındığın Tarihi
Fındığın Tarihi

Bazı kaynaklar fındığın Anadolu'dan bütün dünyaya yayıldığını söyler. Bazı kaynaklar ise fındığın Orta Asya'dan Karadeniz sahillerine göçler yoluyla Türkler tarafından getirildiğini, daha sonra Avrupa'ya götürüldüğünü ifade eder.
Bunun için de "Yağ Taşı - Yağmur Taşı" adlı efsane ile "Bugu Tekin" efsanesini kanıt olarak gösteririler. Bu efsanelerde, fındık ağacı kutsal olarak gösterilmekte, Tanrı'nın nurunun ilk defa fındık ağacı üzerine indiği bildirilmektedir.

Fındık kelimesi Türkçe'ye muhtemelen Türkler'in Anadolu'ya yerleşmesinden sonra girmiş olmalıdır. Kelime daha sonra Arap dilinde "bunduk" tarzında söylenmiş ve yerleşmiştir.

Başta Hıristiyanlık olmak üzere bütün dinler fındığı kutsal meyve saymıştır. Dörtbin yıl önce Orta Asya'dan getirilerek çevremizde yetiştirildiği anlaşılmaktadır. Ksenofon "Onbinlerin Ric'atı" adlı eserinde kapalı şekilde fındığa değinmektedir. Yunanlı hekim Dioscorides de Kitabü'l-Haşayış adlı eserinde fındıktan yapılan ilaçlardan bahsetmektedir. Fındığı Romalılar Görele'den İtalya'ya oradan da İspanya'ya ulaştırdılar.

İspanya kralı Henri'nin, Timur'a gönderdiği elçi Klaviyo, Semerkant dönüşü, Pontus devleti başkenti Trabzon'dan 1405 yılında İstanbul'a hareketinde fındık dolu bir gemi ile yola çıktığını seyahatnamesinde yazmaktadır. "Timur Devrinde Kadisten Semerkanta" adlı bu kitap fındık ihracatından bahseden ilk eserdir. Türkiye'den ilk kabuklu fındık ihracatını 1773 yılında Rusya'ya, 1792 yılında Romanya'ya, 1851 yılında İngiltere'ye, 1871 yılında da Belçika'ya yapılmıştır.

Fındık tarihe kutsal bir yemiş olarak geçmiştir. Eski Türkler'in din hayatında pek önemli bir yer tutan fındık, aynı zamanda barış ve esenlik sembolü sayılıyordu. Türkler gibi, başka bazı uluslar da fındığı kutsal sayarlardı. Yunanlıların ticaret tanrısı Hermes'in asası bir fındık dalıydı. Eski Romalılar da fındığa önem vermişlerdi. Düğünlerde, çeşitli şenliklerde, bir teke, fındık dallarına sarılıp yakılır, böylece tapınağa kurban edilirdi. Sihirbazların mucizeler yaratan sihirli değnekleri de aslında birer fındık dalıydı. Araplar'a göre elinde fındık dalı bulunan bir kimse, kendini bütün kötülüklerden koruyabilirdi.

Fındığın kutsallığına inanan uluslar arasında İngilizlerle Fransızlar da vardı. İngilizler Noel sofralarında fındık bulundurmayı, sofrayı fındık dalları ile süslemeyi gelenek haline getirmişlerdi. İtalyanlar da fındık türlerine ermişlerinin adlarını vererek fındığın kutsallığını belirtmek istemişlerdir.

Müslümanlarda da fındık önemli bir yer tutar. Din adamları fındığın bir cennet meyvesi olduğuna inanmışlardı. Adem babamız gökten yere indiği vakit, Tanrının emriyle 30 çeşit meyveyi de birlikte getirmişti. Bunların arasında fındık da vardı. İnsanoğlu yerleşik düzene geçip tarım yapmaya başladığından beri pek çok bitkiyi ekip biçmiştir. Fındık da bunlardan biridir.

Yaklaşık 5 bin yıldır bilinen fındığın vatanı Anadolu'dur. M.Ö. 400'de Pontus kıyılarından geldiği için Pontus Cevizi adını almıştır. Sicilya ve İspanya'ya Araplar tarafından götürülmüştür. Yeryüzünde 360-410 kuzey enlemlerinde kendine özgü iklim koşullarında yetişebilen fındık, deniz kıyısından en çok 30 km içeride ve 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün vermektedir. Dünya yıllık fındık üretiminin %67-75'ı Türkiye'nin Karadeniz kıyılarında yapılmaktadır. İtalya, İspanya ve Amerika fındık yetiştiren diğer ülkelerdir. Türkiye'nin en çok yağış alan bölgesi Karadeniz'de arazi fazla eğimlidir. Toprağın yapısı ve iklim koşulları Karadeniz Bölgesi'nin önemli bir kısmında fındık dışında başka bir tarıma izin vermemektedir. Fındık, erozyon tehlikesiyle karşı karşıya olan bölgede verimli toprakların yok olmasını engelleyip çevreye olumlu katkı sağlamaktadır. Ayrıca bölgedeki fabrikaları doğal çevrenin bozulmasına neden olan fiziksel ve kimyasal atıklar ortaya çıkarmaz. Fındık tarımı genellikle küçük arazilerde ve aile işletmeciliği biçiminde yapılmaktadır. Türkiye'de yaklaşık 600 bin hektar arazide 400 bin çiftçinin fındık üretimiyle uğraştığı bilinmektedir. Fındık yetiştirildiği bölgelerde doğrudan ya da dolaylı olarak 8 milyon insanı ilgilendirmektedir.

Kategori: ---

 

Fındık!

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:25, Gösterim: 781

0
Fındık!
Türkiye'den Dünyaya Evrensel Tat;

Fındık!

Karadeniz Bölgesi'nin iklim özellikleri, fındık için en ideal ortamı oluşturur. Fındık, kış aylarında çiçeklenen ve döllenen tek bitkidir. Dişi çiçeklerin çanak yaprakları "çotanak" adı verilen fındık kadehini oluşturur. Fındığın çeşitli türleri vardır. Ülkemizdeki kültür fındıkları,5-6 metre boylanabilir. 'Corylus Avellana' ile 'Corylus Maxima' türlerinin melezleridir.
Ağustos ayında olgunlaşan fındıklar toplanıp kurutulduktan sonra, Eylül ve Ekim aylarında pazara getirilip satışa çıkarılır. Türkiye'de üretilen fındığın organize alımlarını, en büyük üretici birliği olan Fiskobirlik gerçekleştirir. Fiskobirlik, satın aldığı fındığı çeşitli işlemlerden geçirerek tüketime sunar

Fındık Üretim Alanları

Yeryüzünde, 36°-41° kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında yetişen fındık ağacı, kıyılardan en çok 30 km içerde ve yüksekliği 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir Türkiye, İtalya, İspanya ve Amerika fındık yetiştirilen başlıca ülkelerdir. Türkiye, yıllık dünya üretiminin yaklaşık %65-75'ini gerçekleştirmektedir.

Türk Fındığı

Türk fındığı, kalite olarak Giresun ve Levant olmak üzere ikiye ayrılır.

Giresun kalite fındık, tadı ve içerdiği yağ oranı ile yeryüzünün en üstün özellikli fındığıdır. Giresun ile Trabzon'un Beşikdüzü, Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Akçaabat ilçelerinde yetişir.

Levant kalite fındık, daha az yağ içerir. Trabzon ve bir bölümü ile Ordu, Samsun,Bolu, Sakarya, Zonguldak ve Bartın illerinde yetişir.

Çeşit Çeşit Fındık !

Yaklaşık 5 bin yıldır tanınıp bilinen fındık, üç ana gruba ayrılır.

Kabuklu Tombul Fındıklar: Tombul, Palaz, Mincane, Gök, Kalınkara, Kan, Cavcava ve Delisava (Çakıldak)

Kabuklu Sivri Fındıklar: Sivri, İncekara, Kuş.

Diğer Kabuklu Fındıklar: Badem, Foşa, Kargalak, Ordu İkizi.

Fındık Ekonomisi...

Fındık tarımı genellikle küçük arazilerde ve aile işletmeciliği biçiminde yapılmaktadır. Türkiye'de yaklaşık 600.000 hektar arazide 400.000 kadar çiftçinin fındık üretimiyle uğraştığı bilinmektedir. Fındık, yetiştirildiği bölgede doğrudan ya da dolaylı olarak 8 milyon nüfusu ilgilendirmektedir.

Fındık Erozyonu Önler

Karadeniz Bölgesi'nde arazi eğimi çoğunlukla % 20'nin üzerindedir ve burası Türkiye'nin en fazla yağış alan bölgesidir. Toprak yapısı ve iklim koşulları, Karadeniz Bölgesi'nin önemli bir kısmında fındık dışında tarıma izin vermemektedir. Büyük ölçüde erozyon tehlikesi bulunan bölgedeki fındık tarımı verimli toprakların erozyona uğramasını engelleyip çevreye çok olumlu katkılar sağlar. Ayrıca fındık işleme tesislerinde, doğal çevrenin bozulmasına sebep olan fiziksel ve kimyasal atıklar ortaya çıkmaz.

Fındık Dünyaca Tüketilir

Önceleri kuruyemiş olarak tüketilen fındığın, gıda sanayiinin gelişmesiyle birlikte kullanım alanı oldukça genişlemiştir. Fındık; çikolata, bisküvi, şekerleme, tatlı pasta, dondurma imalatında yardımcı malzeme olarak kullanılmaktadır. Çikolata ve bisküvi imalatında, dünyanın yıllık iç fındık tüketimi 300.000 ton'u aşmıştır. Fındık unu, çikolatalı ürünlerin temel unsurudur. Fiskobirlik'in özel ambalajlarında pazarladığı fındık, fındık ezmesi, nuga ve nutkrem, yüksek besin değerine sahip gıda maddeleridir. Fındık ve fındık ürünleri, uzmanlarca çocukların beslenmesinde özellikle önerilmektedir.

Sağlık, Tat ve Enerji Bu Kabuğun İçinde !

İnsanoğlu, yerleşik düzene geçip düzenli tarım yapmaya başladığı andan beri birçok bitkinin düzenli olarak ekim-dikimini yapmıştır. Fındık da bu bitkilerden biridir. Türkiye'de fındığın on iki değişik çeşidi yetiştirilmektedir. Fındığın genel bileşimindeki ortalama değerler, bilimsel olarak saptanmıştır. Fındıktaki yağ yüksek oranda doymamış yağ asitlerinden oluşmuştur. %60-70 oranındaki bu yağ, tamamen vücuda yararlıdır. Fındık yağı vücut ısısının korunmasından yağda eriyen vitaminlerin taşınmasına kadar birçok görevi yerine getirir. Fındık yağındaki linoleik asit vücut tarafından üretilmez, dışardan alınır. Linoleik ve oleik asitler kanda kolesterolün yükselmesini önler, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etki yaparlar.

Fındığa Bakın! Vitaminleri ve Mineralleri Göreceksiniz !

Fındık insan vücuduna yararlı karbonhidrat, protein ve yağ ile metobolizmayı düzenleyen B grubu vitaminler yönünden de zengin bir kaynaktır. Kan yapımı ve ruhsal sağlık için gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri, gelişme çağındaki çocukların beslenmesinde büyük önem taşır. Kalp ve diğer kasların sağlığı için en iyi besinlerden biri, E vitamini açısından çok zengin olan fındıktır. Bu vitamin; kalp ve diğer kasların sağlığı ve üretim sisteminin normal çalışması için gereklidir. Alyuvarların parçalanmasını önleyerek kansızlığa karşı koruyucu etki yapmaktadır. E vitamini, kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önler ya da oluştuktan sonra onları etkisiz hale getirerek vücudu korur. Kemiklerin ve dişlerin yapımı için gerekli olan kalsiyum, kan yapımında görev alan demir, büyüme ve cinsiyet hormonlarının gelişmesinde rol oynayan çinko için, en iyi bitkisel kaynaklardan birisi fındıktır. Sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gerekli olan potasyumca da zengindir. Potasyum, magnezyum ve kalsiyum içeriği yüksek, sodyum miktarı düşük olan fındığın, kemik gelişimi ve sağlığı ile kan basıncının düzenlenmesinde büyük önemi vardır. Bu açıdan da fındık sağlıklı yaşam için önemlidir. Beslenme uzmanları genel olarak günlük beslenmede fındık ve fındık ürünlerine daha fazla yer verilmesini önermekte, özellikle çocuklar, gençler, sporcular, askerler ve işçiler için büyük enerji kaynağı olduğunu belirtmektedirler.

100 gr iç fındığın, orta üst aktiviteli bir işçinin (3500 kalori) gereksinimlerini karşılama durumu şöyledir:





Fındığın İçi-Dışı! Fındığın Anatomisi

Bir Fındığın Bileşimi


Yağ Karbonhidrat Protein Su
Fosfor, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Mangan, Çinko, Demir, Sodyum


Fındıktaki Vitaminler (mg/100gr):0.33 B1 Vitamini, 0.12 B2 vitamini,1.75 Niacin, 0.24 B6 Vitamini, 31.4 E Vitamini

Fındıktaki Mineraller (mg/100gr):5.8 Demir, 160.0 Kalsiyum, 2.2 Çinko, 655.3 Potasyum, 2.1 Sodyum, 161.2 Magnezyum, 1.3 Bakır, 5.1 Mangenez.

Dünya Kuru Meyve Tüketim Oranları



1998 yılı verilerine göre


İç Fındığın Kullanım Alanları: % 80 çikolata sanayiinde (kıyılmış, dilinmiş, öğütülmüş olarak) bisküvi, şekerleme, tatlı, pasta, dondurma yapımında kullanılır. İç piyasa ve ihracatta değerlendirilemeyen fındıklar, yağlık olarak kullanılmaktadır. Çerez olarak ta tüketilir.

Fındık Ham Yağının Bileşimi

Fındık Ham Yağının Kullanım Alanları:
Rafine edilip yemeklik yağ olarak,
Temizleyici, nemlendirici ve dağıtıcı olarak,
Gres yağı üretiminde,
Koruyucu boya endüstrisinde kurutucu olarak,
Kimyasal tepkimelerde katalizör olarak,
İlaç ve kozmetik endüstrisinde yardımcı hammadde olarak,
El ve lastik eldivenlerin dezenfeksiyonunda, tıbbı aparatların sterilizasyonunda, Yaraların pansumanında, kadın-doğum hastalıkları, deri-ağız hastalıklarında antiseptik olarak,
Sanayide yüzey aktif maddesi, korozyon inhibitörü, yağlama, metal kesme yağları, metal temizleme ve asfalt plaka üretiminde.
Ayrıca, yağ çıkarılması ile arta kalan küspe, yüksek oranda protein içermekte olup (%38-45), hayvan yemi olarak yem sanayiinde kullanılmaktadır.

Fındık Kabuğunun Kullanım Alanları:

Fındık kabuğu, fındık üretilen yörelerde değerli ve yüksek kalorili yakacak olarak kullanılır. Fındık kabuğundan, kontralit yapılır, boya sanayiinde yararlanılır,
Kömürleştirme yolu ile biriket kömürü, aktif kömür ve sinai kömür elde edilir.

Fındık Yaprağının Kullanım Alanları:

Fındık yaprağı ve meyve zurufları, tabi gübre olarak yeniden fındık bahçesine ve tarım alanlarına döner.

Kategori: Genel Kültür

 

Milli Mücadelede Hüseyin Avni

Yazar: kerasus3-06-2007, 15:21, Gösterim: 460

0
ŞEHİT BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN

Hüseyin Avni Alparslan 1877 yılına Tirebolu'da doğdu.
1899 yılında Harp okuluna giren Hüseyin Avni ALPARSLAN, piyade teğmen olarak bu okulu bitirdi. 1903 ve 1904 yıllarında Trakya'da faaliyet gösteren Rum ve Bulgar komitacılara karşı bu bölgede yaşayan halkı korumaya çalıştı. 1912 yılında Balkan Savaşlarına katıldı.

Birinci Dünya Savaşında, Şark Cephesinde bölük ve tabur komutanlığı yaptı. Daha sonra Giresun Askerlik Şubesi Başkanlığına atandı. Bu görevle birlikte Giresun Kaymakamlığını da birlikte yürüttü. 1919 yılında Rum çetelerinin yürüttüğü faaliyetlere karşı, Giresun Gönüllü Alaylarının teşekkülünde önemli hizmetleri oldu. Daha sonra 42. Gönüllü Alay Komutanlığına getirildi.
42. Alay Komutanı olarak, Samsun ve çevresi ile Karadeniz kıyı şeridinin iç kesimlerinde katliam yapan Rum çetelerini etkisiz hale getirdi.

Hüseyin Avni ALPARSLAN, istiklal savaşında sadece kılıcıyla hizmet etmeyip, aynı zamanda yazılarıyla da Türk halkını aydınlatan bir yazar olmuştur. Giresun'da Askerlik Şubesi Başkanlığı sırasında, Türk dili ve kültürü hakkında yazılar yazmıştır.
Komutanı olduğu 42. Gönüllü Alayının başında Sakarya Meydan Savaşına katılan Hüseyin Avni ALPARSLAN, bu savaş sırasında 30 Ağustos 1921 günü şehit oldu...
Milli Mücadelede Hüseyin Avni

Kategori: ---

 
Geri İleri