14

Şeys Said isyanıyla bir ilgisi bulunmadığı, esasen her fırsatta "Dahilde kılınç çekilmez" dediği halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da önce Burdur'a ardından da Barla'ya sürüldü. Barla'da Risâle-i Nur Külliyatını telife başladı. Tek başına bir mekteb oldu ve "cevher insan" yetiştirmek için insanüstü bir gayret gösterdi.
1925'li yıllarda Türkiye'de uygulama alanına giren dini dışlama politikalarına karşı, Bediüzzaman Said Nursi, Risâle-i Nur adını verdiği eserleriyle İslam'ın temel alt yapısını oluşturan prensibleri açıklamay yönelik bir tarz geliştirdi.
Bediüzzaman Said Nursi geliştirdiği bu Kur'anî tarz ile akıl, kalp ve duygu bütünlüğünü terkip ederek Müslümanlara yepyeni bir bakış açısı sunmuş, mektep, medrese, tekke ayrılığını ortadan kaldırmıştır.
İslam uleması yüzyıllar boyu insanın temel soruları olan "ben kimim, nereden gelip, nereye gidiyorum, vazifem nedir?" gibi konulardan ziyade hep dış alem ve siyaset üzerine mesailerini teksif etmişti. Oysa "iman ve temele ait" meseleler halledilmeden ve doyurucu cevaplar bulunmadan afakî meselelere yönelmek bunalımın derinleşmesini sonuç veriyordu. İslam dünyasının siyasi düzenleme ve projelerden ziyade ve fakat onları da ihmal etmeden zihniyet düzenlemesine ihtiyacı vardı.Problemin çözümü Kur'an'ın çağlar üstü mesajının günümüze bakan yönünü ortaya çıkarmaktı. Risale-i Nur Külliyatı ise bu mesajın açıklamasıdır.
Bediüzzaman İslam dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize (fen ilimlerinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde laubalilik) karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek milyonların imanının kurtulmasına vesile olmuştur.
Risale-i Nur Külliyatını telif etmesiyle birlikte Bediüzzaman önceki hayatını Eski Said dönemi diye nitelendirmiştir. Bediüzzaman'ın hayatını Eski Said, Yeni Said diye ayırması bir değişiklikten ziyade bir tarzı ifade içindir. Eski Said daha çok imanın dışa vurumu olan kurumlar, davranışlar ve siyasetle ilgileniyordu. Yeni Said ise imanın tahrip edilmek istendiği bir ortamda imanı korumak ve güçlendirmek için gayretini bu temel meseleye tahşid etti.
Bediüzzaman'a göre temel mesele, insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır.
Bundan ürkenler onu defalarca tutukladılar. Eskişehir (1935), Denizli(1943), Afyon(1947) hapishanelerinde yatırdılar. Fakat inançlarını yaşamaktan ve yazmaktan vazgeçiremediler.
1960 yılının 23 Martında Urfa'da Hakkın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddi servet bir demlik, bir kaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti. Manevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur'an tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur'an talebesi" bırakmıştır.



