1
Yeni bir papatya falı daha! Askerler darbe yapacak mı yoksa yapmayacak mı? Yapacak, yapmayacak, yapacak, yapmayacak…

Genel Kurmay Başkanlığı'nın internet aracılığıyla yaydığı bildiriyi okuduğunuzda, alt metne iyice indiğinizde, ister TÜSİAD, ister MÜSİAD isterse her köşe yazarı karşı çıksın, askerin hiç kimse umurumda değil "laiklik tehlike altında", böyle devem ederseniz anında darbe yaparım dediğini görürsünüz. Daha önce de böyle oldu, şimdi de böyle oldu..
Sanmayın ki "darbe" iyi bir şeydir, asker "darbe" yapsın diye bu satırları yazıyorum. "Askeri darbe" iyi bir şey değildir. Belki daha önceki darbelerde olduğu gibi geçici olarak sorunları ortadan kaldırabilir ama asla sorunları kalıcı olarak çözemez.
İşte 1980 darbesi…Bugün geldiğimiz noktada bir Türkiye'nin bir "İslamcı" devlete dönüşme olasılığından söz ediliyorsa demek ki 1980 darbesi bir işe yaramamıştır.
28 Şubat "post modern" darbesinden sonra bile aynı tehdit "ılımlı islami zihniyet" olara karşımıza çıkmamış mıdır?
Demek ki sorun sadece "darbe" yapmakla çözülmüyor. Önce karşı çıkılan "zihniyetin" dinamiklerinin değişmesi, özellikle islamın kadına daha "post-modern" yaklaşması ya da "alternatif olarak" sunulan zihniyetin daha iyi pazara sunulması ve içselleştirilmesinin sağlanması gerekiyor.

Bugün geldiğimiz noktada darbe iyi mi kötü mü diye tartışmaktansa bu krizi nasıl aşarız ve dünyaya bir kez daha rezil olmaktan kurtuluruz diye düşünmek daha doğru geliyor bana…
Asker "darbe yapacağım" diye uyarıyorsa, inatlaşmamakta yarar var. İnatlaşılırsa yapacaktır. TSK 14 Mayıs ve Çağlayan mitinglerinden sonra arkasına istediği sivil desteği de almıştır. Bu nedenle şartlar ona göre tamamdır…
Aklımızdan çıkarmayalım. Asker daha önce de vurgulattığı ve vurguladığı gibi Cumhurbaşkanı seçmiyor, başkomutan seçiyor.
Bu nedenle de başkomutanlık makamının "milli görüş" cizgisinden gelen, dolayısıyla da "eşi türbanlı" biriyle doldurulmasını istemiyor. Bunu açık olarak dillendirmiyor ama asıl sorun bu. E-muhtırada verilen diğer örnekler aslında bir sorunu açıklamak için gönderme yapılan "dolgu" maddeleri…
Tabii ki " zorla bizi de örtecekler" kaygısını duyan "öteki" dünyanın kadınları da askerlerin en büyük "baskı" unsuru..
Eğer Başbakan'ın eşi ve TBMM Başkanı'nın eşi türbanlı olmasaydı ya da her ikisi de "yüzük kardeşliği" boyutunda "milli görüş" cizgisinden gelmeselerdi "öteki" kadınlar "zorla bizi örtecekler kaygısına" kapılırlar mıydı bilmiyoruz.

Askerin "milli görüş" çizgisinden gelen ve kendilerini "ılımlı İslamcı" olarak tanımlayan bir zihniyetin Türkiye'nin en önemli üç makamında oturmasının getireceği "laiklik karşıtı" ortam olasılığından da son derece rahatsızlık duyduğu da kesin.
Ama her biri Harp Okulundan birer Atatürk olarak yetişen askerlerin hiçbir şekilde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda bir "milli görüş"çü, dolayısıyla eşi türbanlı birini görmeyi isteyeceklerini de sanmıyorum.
Yani Başbakan ve TBMM Başkanı'nın eşleri türbanlı olmasaydı da Türkiye'de asker başkomutanlık makamına "eşi türbanlı" birini oturtmamak için şu anda yaptığı gibi çeşitli stratejiler geliştirirdi.
Bakın bu doğru mudur değil midir tartışmıyorum. Demokrasiyi içinde sindirmiş bir ülkede bunlar olur mu sorgulamıyorum. Ama size olacağı söylüyorum. Eğer Anayasa Mahkemesi'nde 367 engeli aşılırsa, TBMM'den de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olarak çıkarsa asker yönetime el koyacaktır. Geçtiğimiz Cuma günü e-muhtıranın özeti budur.
Bunun adı da askeri darbedir. Eğer AKP, yapılacak bir seçimde büyüme adına askerler inatlaşır, erken seçim kararını bir an önce almazsa da, AKP zihniyetinin en az bir on yıl seçime sokulmayacağını söyleyebilirim.
On yıl sonra yeniden aynı zihniyetin dönüşerek hem de güçlenerek yine geleceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye sorunlar içinde debelenmeye devam eder anlayacağınız.

Ya AKP erken seçim kararını alırsa…
Ve seçmenin "mağdur ve mazlum"dan yana olma psikolojisiyle AKP seçimden güçlenerek çıkar (en az % 50) ve yine eşi türbanlı bir AKP'liyi, ya da "yüzük kardeşliğinden" bir AKP'liyi başkomutanlık makamına oturtmaya kalkarsa..
Asker'de bu süreci göreceği için 90 gün içinde elindeki her türlü kozu oynayarak AKP'nin seçimden güçlenerek çıkmamasına çalışacak yine stratejiler uygulamaya devam edecektir.
Kısır döngü de böyle devam edip gidecektir. Nereye kadar? İki taraftan birinin dayanma gücünün bittiği ve kesin çözüm elde edeyim duygusuna kapıldığı yere kadar..
Sonrasını düşünmek bile istemiyorum…Bildiğim iki ileri bir geri hiçbir sorunumuz çözemediğimiz. Sorunun nasıl çözüleceği de ortada. Ya asker "laiklikten" vazgeçecek, ya daha çok sivil "laikliğe sahip çıkacak", ya "laikliğin" tanımı değişecek ya da ılımlı islami zihniyet "laikliğe" bakışını değiştirecek. Sizce makul olan hangisi?



